Maldoror'un Şarkıları

Maldoror'un Şarkıları okuyacak kişiler (8)

- Maldoror'un Şarkıları okumuş 20 kişi var. verdikleri ortalama puan: 8.85

yorumlar, değerlendirmeler  

Tuncer-Önder

Amaçla eylemin çıkar üstünde buluşmasının “filizleri” olarak, öğretilenle yapılaması gereken arasındaki uçurum Ducasse nın sorgulamalarını haklı çıkarıyor. Şiir yazılarıyla kudreti ve otoriteyi sorgulayan ve sadece yirmi dört yıl yaşayan bu genç adam , Fransız gerçeküstücüleri ve çağcıllar üzerinde iz bırakacak kadar etkili oldu. Modern şiirin temel taşlarından biri haline geldi. Ama hayata karşı tavrı ne olursa olsun, her insan gibi kendiyle çelişkileri olan biriydi. Onun çelişkisi bıraktığı izlerle ilgiliydi. Kalıcı olmakla...

Çöküşünün farkında bile olmayan insanoğlu Ducasse nin 120 yıl önceki tavrını haklı çıkarıyor. Ölümünden 100 yıl sonra keşfedildi. Bilinen sadece 1 fotoğrafı var. Belki de izlerle ilgili isteği , tam da insanlığın ona verdiği gibi bir şeydi…

  Tuncer Önder    19 Temmuz 2011 13:04   bayıldım! (0 puan) yorumla!(0 yorum)
Edward-Scissorhands

Çabuk soyunalım boşa çıkmış kuşkuları.

  Edward Scissorhands    28 Haziran 2011 12:38   bayıldım! (2 puan) yorumla!(0 yorum)
Gökçe-Göğer

Billur dalgalı yaşlı okyanus, muçoların yaralı sırtında görülen mor izlere benziyorsun biraz; yeryüzünün vücuduna dövülmüş uçsuz bucaksız bir mavisin sen; seviyorum bu karşılaştırmayı. Senin, ilk görüşte, tatlı melteminin mırıltısıymış gibi gelen uzun bir keder esintisi, silinmez izler bırakarak geçer derinlerinden sarsılmış ruhunun üzerinden, ve farkına varmadan sana vurulanların anısını hatırlarsın, ve insanın, yakasını bir daha bırakmayan acıyla tanıştığı o ilk zor yılları. Selamlıyorum seni, yaşlı okyanus!

Yaşlı okyanus, geometrinin katı yüzünü şenlendiren uyumlu küresel biçimin, nasıl da insanın, küçüklükleriyle yabandomuzunun, kusursuz yuvarlaklıklarıyla da gece kuşlarının gözlerine benzeyen küçük gözlerini anımsatır bana. Bununla birlikte, çağlar boyu hep kendi güzelliğine inandı insan. Ben, özsaygı yüzünden kendi güzelliğine inandığını sanıyordum biraz; ama gerçekten güzel değildir insan ve kuşku duyar bundan; çünkü neden benzeşinin yüzüne bunca tiksinmeyle baksın? Selamlıyorum seni, yaşlı okyanus!

Yaşlı okyanus, özdeşliğin simgesisin sen: Hep kendine eşit. Özde hiç değişmezsin, ve, dalgaların bir yerde kudurmuşsa, daha uzakta, bir başka yerde, tam bir dinginlik içindedir. Sokakta birbirinin boğazını parçalayan iki buldog köpeğini seyretmek için duran, ama bir cenaze geçerken durmayan; sabahları cana yakın, akşamları mendeburun teki olan; bugün gülüp yarın ağlayan insan gibi değilsin sen. Selamlıyorum seni, yaşlı okyanus!

Yaşlı okyanus, beslediğin türlü soydan balıklar arasında kardeşlik bağı yok. Hepsinin ayrı ayrı olan huyu ve yapısı, başlangıçta bir düzgüsüzlük gibi gelen durumu yeterince açıklıyor. Mazereti aynı olmayan insanın da durumu böyle. Bir toprak parçasını ele geçirmiş olan otuz milyon insan, sınırdaş bir toprak parçasına kök salarak yerleşmiş komşularının yaşamına karışmamak zorunda olduğuna inanır. Büyükten küçüğe, her insan kendi ininde bir yabanıl gibi yaşar, ve kendisi gibi kendi inine çökmüş olan türdeşini ziyaret etmek için pek ender çıkar buradan. Evrensel büyük insan ailesi, beş paralık bir mantığa yaraşan düşten başka birşey değildir.

Ayrıca, senin verimli memelerinin görünümünden nankörlük kavramı yayılır; çünkü, iğrenç birleşmelerinin ürününü ortalığa bırakarak Yaratıcı’ya karşı oldukça nankör davranan sayısız ana babaları düşündürürler. Selamlıyorum seni, yaşlı okyanus!

...

Yaşlı okyanus, ey büyük bekar, soğuk krallıklarının görkemli yalnızlığını bir baştan bir başa dolaşırken, doğuştan gelen görkeminle haklı olarak gururlanırsın, ve ben de sana gerçek övgüler sunmak için can atarım. Yüce gücün sana bağışladığı özelliklerden en büyüğü olan görkemli yavaşlığının nemli kokusuyla keyifle salınarak, kara bir gizemin ortasında, benzersiz dalgalarını baştanbaşa o yüce yüzeyine yayarsın, sonsuz gücünün verdiği o dinginlik duygusuyla. Küçük küçük aralarla, birbirlerini izlerler.

Biri biraz alçalacak olsa, bizde her şeyin köpükten yaratıldığı izlenımını uyandırmak için dağılan köpüğün üzünçlü sesinin eşliğinde, bir başkası hemen onun yerini alır (İnsanoğulları da böyle, bu canlı dalgalar da birbirleri ardınca, tekdüze, ölürler; ama köpüğün ezgili sesini bırakmadan).

Göçebe kuş güven içinde dinlenir üzerlerinde, ve onların mağrur bir incelikle dolu devinimlerine bırakır kendini, kanatlarının kemikleri gökyüzü hac yolculuğunu sürdürebilmek için gerekli olan o her zamanki gücüne tekrar kavuşuncaya kadar. Yalnızca senin somut yansıman olmasını isterdim yüce insanın. Çok şey istiyorum, ve bu içten dilek bir övgü senin için. Sonsuzun simgesi olan tinsel büyüklüğün, uçsuz bucaksızdır filozofun düşüncesi gibi, kadının sevgisi gibi, kuşun kutsal güzelliği gibi, şairin içe dönüşü gibi. Geceden de güzelsin sen. Kardeşim olmak ister misin, söyle bana, okyanus? Coşkuyla kımılda... biraz... biraz daha, seni Tanrı’nın öcüyle karşılaştırmamı istiyorsan eğer; uzat kurşuni mor tırnaklarını, kendi bağrında bir yol açarak kendine... Güzel. Haydi yay korkunç dalgalarını, yalnız benim anladığım ve saygıyla önünde yere kapandığım çirkin okyanus. İğretidir insanın yüceliği; zorla kabul ettiremez kendini bana.

Ama sen, evet. Ah! bir saray gibi giz dolu kıvrımlarının içinde, sen büyücü ve acımasız, kim olduğunu bilmenin bilinciyle dalgalarını birbiri ardınca salarak yüksek ve korkunç sırtınla ilerlediğin, benim bulgulayamadığım bir yoğun acıyla bunalmış bir durumda, insanların o çok korktukları boğuk ve sonsuz uğultunu göğsünün derinliklerinden koyverdiğin, kıyıda güvenlik içinde bile seni titreyerek seyrettikleri sırada, sana eşit olduğumu ileri sürecek bir düzeyde bulunmadığımı anlıyorum. Bu nedenle, üstünlüğünün karşısında, senin yanında en alaylı karşıtlığı, dünyada eşi benzeri görülmemiş en gülünç zıtlığı oluşturan benzeşlerimi bana acı acı düşündürmeseydin bütün sevgimi (güzele olan özlemlerimin kapsadığı sevginin niceliğini kimse bilemez) sana verirdim; sevemem seni, nefret ediyorum senden.

Cayır cayır yanan alnımı okşamak için açılan ve dokunur dokunmaz ateşini alan o dost kollarına bininci kez neden geri dönüyorum? Bilmiyorum gizli yazgını; ilgimi çekiyor seninle ilgili ne varsa. İblis’in barınağı mısın değil misin, haydi söyle bana? Söyle bana... söyle bana, okyanus (henüz senin gözbağcılıklarından haberleri olmayanları üzmemek için yalnızca bana), bulutlara değen tuzlu sularını ayaklandıran fırtınaları İblis’in soluğu mu çıkartıyor? Söylemelisin bana, çünkü sevindirecek beni, insanın cehenneme bu kadar yakın olduğunu bilmek. İstiyorum ki bu benim yakarışımın son dizesi olsun. Öyleyse, bir kez daha, seni selamlamak ve seninle vedalaşmak istiyorum!

Billur dalgalı okyanus... Gözlerime sel gibi yaşlar doluyor ve sürdürecek gücüm yok; çünkü, hödük görünüşlü insanların arasına dönme zamanının geldiğini duyumsuyorum; ama... cesaret! Büyük bir çaba gösterelim, ve görev duygusuyla, bu dünyadaki yazgımızı gerçekleştirelim. Selamlıyorum seni, yaşlı okyanus!

Comte de Lautréamont

  Gökçe Göğer    29 Aralık 2010 21:45   bayıldım! (3 puan) yorumla!(0 yorum)
Engin-Yıldız

lanetli isidore!

  Engin Yıldız    4 Mayıs 2010 23:13   bayıldım! (1 puan) yorumla!(0 yorum)
Razdar-Razdar

Çirkin suratlı, gözleri karanlık gözevlerine gömülmüş insanlar gördüm; kayanın sertliğini, dökme çeliğin katılığını, köpekbalığının kan dökücülüğünü, gençliğin küstahlığını, canilerin mantıksız öfkesini, ikiyüzlülerin ihanetlerini, en olağanüstü oyuncuları, rahiplerin kişilik gücünü ve dışardan bakınca en içe kapalı, dünyaların ve göklerin en soğuk yaratıklarını aşıp geride bırakmışlardı; ahlakçılar bitkin düşmüştü, yüreklerindekini görmeye, tanrının amansız öfkesini başlarına yağdırmaya çalışırken. Hepsini bir arada gördüm;

  Razdar Razdar    4 Mayıs 2010 23:11   bayıldım! (2 puan) yorumla!(0 yorum)
Tuba-Çokgüngör

Savaş verdiğim, sonunda kazandığım kitap...Yazarın kısa hayat öyküsü de çok etkiliyor okuru..

Özdemir İnce eseri Hürriyet'teki köşesinde incelemiş, ben de etkilenip bunun üzerine almıştım kitabı...

  Tuba Çokgüngör    2 Ocak 2010 10:42   bayıldım! (0 puan) yorumla!(0 yorum)
Eylem-Erdoğan

inanılmazdı..
Kleopatranın ahlakı daha küçük olsaydı yüzeyi değişirdi dünyanın. Böylece burnu daha uzamazdı

  Eylem Erdoğan    11 Kasım 2009 09:19   bayıldım! (0 puan) yorumla!(0 yorum)
Yasemin-Güven

Fransız şair comte de Lautreamont 'un düz yazı-şiir tarzı bir kitabı.
Gerçeküstü temalarla bezeli, sürrealist akımın önemli simgelerinden bir kitap.
Dünyaya ve kendine karşı ayaklanmış bir çocuk yüreğinin çelişkiler yumağını sarıp sarmalamış Lautreamont.
Tanrıya başkaldırıyı ve insanın hayvansı yönlerini ortaya koyan güzel bir yapıt.
Gendaş Yayınlarından Özdemir İnce çevirisi.

  Yasemin Güven    23 Eylül 2009 23:36   bayıldım! (6 puan) yorumla!(0 yorum)
Dilgeş-Aslan

ancak bu kadar içten yazılabilirdi bir kitap.

  Dilgeş Aslan    24 Ağustos 2009 16:29   bayıldım! (0 puan) yorumla!(0 yorum)
Editör-Cin


Comte de Lautreamont (Isidore Ducasse) yirmi iki yaşında Maldoror'un Şarkıları ile şiirin klasik söylemini tamamen değiştirdi ve yirmi dört yaşında öldü. Üstgerçekçi (sürrealist) şairler tarafından keşfedlinceye kadar elli yıl şiirin yeraltında yaşadı. Özgürleşen şiirin yalvacı olan Lautreamont, şiirin ve edebiyatın insanı bütünlüğü içinde yansıtabileceğini kanıtladı; kurul düzene başkaldırının ve hapishane-dil'e karşı ayaklanma çığlığının simgesi oldu.Lautreamont üstgerçekçilik, psikanaliz ve kendini araştıran ' yazı ' nın öncüsüdür; bilincin ve bilincin sınırlarının şairidir. Francia Ponge 'Lautreamont'u açın! bütün edebiyat şemsiye gibi tersine döner!' derken, Maldoror'un Şarkıları'nın modern şiir ve edebiyatın başlangıç noktası olduğunun altını çizmektedir.

  Editör Cin       bayıldım! (0 puan) yorumla!(0 yorum)
1  2  Sonraki Sayfa >>  
- bu başlığı okumasitesi'ne ekleyen: Editör Cin

Maldoror'un Şarkıları konusunda yorumun mu var?

bu sitede okuduklarını ve okumak istediklerini başkalarıyla paylaşabilirsin.
okumasitesi'ne üye olmak için buraya tıkla.

kimler okumuş? (20)

görseller (6)

kategoriler